[QUOTE]
sanma ki inadımda sarı bir safra
dilimde uçuşan rüzgârlı bir sayfa
sözlerimde silinmiş şifre vardır.
[AUDIO]

So take this night
Wrap it around me like a sheet
I know I’m not forgiven
But I need a place to sleep

[Flash 9 is required to listen to audio.]
0 plays
[TEXT]

Birebir benimle ilgili olmayan olaylardan çıkarımlar yaparak genellemelere gitmekten genellikle kaçınıyorum. Yapacağım genellemeler üzerine, halihazırda bilimsel ya da belki yüz belki onlarca yıldır gelişen düşünsel çalışmaların varlığından ve benim oturup önce onları okuyacak kadar ciddi bir yazma ihtiyacım olmamasından kaynaklanan bir durum bu. Müthiş çıkarımlarla tekerleği yeniden icat edip daha sonra kendimi salak gibi hissetmeye niyetim de olmadığı için çıkarımlarımı yapıp, başucuma koyuyor ve içime atıyorum.

Lakin, kendimi o kadar boktan hissediyorum ki şu an, yazmam gerek. (adam akıllı çıkarım yapabilecek durumda da değilim zaten)

bugüne kadar savunduğum, özetle, insan oğlunun ‘iyi’ olduğu ama bunu dışarı çıkarabilmek için başında sevilme ve varlığına ihtiyaç duyulma gereksinimlerinin olduğu bir takım ihtiyaçların karşılanması gerektiği, ancak toplumsal ve ekonomik yapının bunu mümkün kılmadığı düşüncesini alıyor, an itibariyle götüme sokuyorum. afedersin.iz. bu özünde iyi, tanısan seversin muhabbetine bi siktir çekmek istiyorum, iznimle. otuz yaşına kadar öğrenememiş olduğum gerçeğinin kepazeliğini bi kenara koyarak eklemek isterim ki, istediğin kadar götünü yırt, çapın annen ya da anne olarak aldığın insan kadar. vicdan gibi, samimiyet, şefkat gibi ahlaki duruşunu belirleyen kavramların, sonradan daha hoşuna giden şekillerini tanısan bile onları alıp kendi içindeki kokuşmuş ya da eksik ya da sahte hallerinin yerine koyamıyorsun. 

yoruldum; yarım kalsın yazı ya da yetsin bu. 

[TEXT]

Beni sana yönelten, tesadüflerin, önsezilerin ötesinde, bir türlü önünü kesemediğim, başka bir şeye çeviremediğim özyıkımıma sana atfettiğim ve beni seversen, sevebilirsen kendime atfedeceğim yenidoğan mertebesinde bir son verebileceğim inancıydı. Kendimi sana vererek yok edebilir ve sonra ancak seninle var olabilirdim; öyle de oldu. Aslında bir cümlenin tam anlamıyla ifade edebildiği bu durumu ben sana ifade edemiyorum. Bu da bir türk filmi trajedisinde basit bir yanlış anlaşılma yüzünden yok yere hayatı kararmış başkahramana benzeme yolunda ilerliyormuşum gibi hissettiriyor. 

“Ancak seninle var olabilirim.” 

Permalink 1 note
[TEXT]
haziran 2011

Dedim ki, bizim içinde bulunduğumuz ve sürekli şikayet ettiğimiz durumdan, hayat tarzından kurtulmamamızın nedeni bundan kurtulmak istemiyor oluşumuz ve her şeyden önce bunu görmek zorundayız. Yani, değişimi engellemenin çok kolay ve tek bir yolu var; hiçbir şey yapmamak. Kolay dediysem de, hiçbir şey yapmama lüksüne sahip olmanın o kadar kolay olmadığını bilmek için dünyada ondokuz yaşından sonra biraz vakit geçirmiş olmak yeterli.

Önce hiçbir şey yapmayabilmek için bazı koşulları sağlamak gerekiyor: sebepli bir bunalım süreci, kronik bir psikolojik hastalık(!), bağımlı olunabilecek böylece hayatı sürdürebilmek için gerekli maddi ve manevi desteği sağlayabilecek kişiler ve/ya maddeler, kişilerin desteklerini çekmemeleri için, ilk başta söylediğim durumların veya onları bize bağlayan nedenlerin sürekliliğini sağlamak, işin içinde bir de maddeler varsa o zaman bu kişilerin bağlarını koparmamaları için ekstra çaba -böylece fiziksel olarak da bağımlılık kazandığımız maddeleri sağlayabilmek-, vs vs. Yalnız şöyle bir kolaylığı var ki, bunlar bir kere sağlandığında, birbirini besleyen olgular oldukları için, misal bunalım -> hiçbir şey yapmamak + madde -> yapılabilecek şeylerin niteliksel ve niceliksel olarak azalması + maddeye bağımlılık -> bunalım. It’s done. Artık sağlam sebeplerimiz ve sürekliliğimiz var. Döngüyü nasıl kırarız? 

Kendi yarattığın şeyi niye yok edeceksin? 

Başka bir hayat mümkün mü?

Yine başa dönüyoruz, başka bir hayatı istiyor muyuz?

Sıkıldığımız hayatın getirilerine ve götürdüklerine odaklanmayı bırakıp, mümkün olan diğer hayatı hayal ederken, içine düştüğümüz hata bence, cümlenin içinde: hayal etmek. Kendimizi kandırmaktaki ustalığımızı bir kenara bırakırsak ve beynimizi bu kadar küçümsemezsek, görürüz ki biz hayal ederken, beynimiz gerçekleri gözden geçiriyor. Yani örneğin o severek ve iyi para kazanarak yapacağımızı hayal ettiğimiz işin, aklı başında hiçbir insan evladının sevmeyeceği taraflarını, kazandığımız parayı harcarken yaşayacağımızı hayal ettiğimiz tatmini asla sağlayamayacağımızı, şu anda hayatımızda daha doğrusu bizde ne eksikse, o ütopik hayatta da bunların eksik olacağını yazıyor bir yerlerine ve şunu diyor:

“manyak mısın? Binbir çabayla elde ettiğin bu hiçbir şey yapmadan ölmeme ve hatta zaman zaman hayattan keyif alabileceğin durumları yakalama şansını elde etmişken, alıştığın, bildiğin bu hayattan, üstelik asıl eksikliğini çektiğin şey(ler)i elde etmeyeceğin aşikarken, neden vazgeçeceksin? Ben içinde bulunduğun duruma mantıklı, inandırıcı açıklamalar(bahaneler) geliştirmek için yıllardır, çok iyi bildiğin gibi hizmetindeyim.” 

Permalink 2 notes
[TEXT]
eylül 2010

sadece dile -dillere- olan hakimiyetsizliğim değil aynı zamanda düşüncelerimin dağınıklığı yüzünden de ne konuşabiliyorum, ne de sorulara karşı tarafı tatmin edebilecek ve/ya tutarlı cevaplar verebiliyorum. hatta adam akıllı düşünemiyorum bile. gevelemek, normal koşullarda, arada sırada insanın başına gelen bir durumken, benim ağzımı her açışım ve kapatışım arasında gerçekleştirdiğim eylem haline geldi. aslında düşünmediğim, hiç mi hiç benimsemediğim, mevcut durumda söylenmesi en olası ve münasip cümleleri, dil cambazlığı diye nitelendirilebilecek ustalıkla, belki söyleyebiliyorum. Ama diyalog sona erdiğinde, ağzımdan çıkanlarla, hissettiklerimin kıyaslamasını yapsam, anlamsız kelimeleri ardı ardına sıralamaktan hiçbir farkı olmayan bir geveleme haline büründüğümü görürüm, biliyorum.

Bunun analizini yapmak istemeyecek kadar yorgun beynim ki bu bile bir analiz olarak alınabilir çünkü bahsettiğim dağınık düşüncelerin nedeni bu olabilir. Biraz da çaba sarfetmek gibi geliyor bana kendini ifade etmek, yani bu ihtiyaçtan öte seçim olmalı, yani sanırım öyle.

Şebnem’i içten içe, ona olan tutumumu sorgularken, içinde bulunduğum ruhsal durumu gözardı etmekle suçluyorum. Oysa ruh halimin, ondan ötesi ruhumun, nelerin arasında sıkıldığını, daraldığını ve/ya nasıl ferahladığını anlatmıyorum. Kendinden menkul gibi geliyor bana çünkü. Diğer taraftan da, ve sanırım daha etkili olarak, bendeki ruh üstü hakimiyetine zeval gelmişliğine olan şüphelerini kuvvetlendireceği için, ruhumla çok da içli dışlı olmamayı tercih edeceğini düşünüyorum. sonuc odaklı iletişimimiz hatta abartıyorum sonuc odaklı varlığım söz konusu olduğundan, ruhumla, onunla baş etmesi gereken her ölümlü gibi, kendim baş etmeye çalışıyorum. ama bunu istemiyorum. lakin, analiz yapmayı istemediğim ve şu anda kısmen yapmış olduğum gibi, ruhumla da istemeyerek ve farkında olmadan baş ediyorum; düşünmeyerek, hiçbir şey yapmayarak, yok sayarak. mümkün mü?  

Permalink 1 note
[TEXT]
dün

Yazının ifade sınırları, okuyanın imgelemi sınırları dahilinde olunca anlaşılmak, anlaşılması isteneni tam olarak betimleyebilmeyi gerektiriyor. Bu da “delete” tuşumu aşındırıyor. Beceremiyorum; beceremediğimi düşünüyorum. 

Ama, beni anlamanı istiyorum. Bütünüyle, bütünümle. Bir insanın başka bir insanı tanıyabilme kapasitesinin ötesine geçmeni istiyorum. Ve dahası neyi anlamanı istediğimi bilmeden istiyorum bunu. Fark edebilmek için çaba göstermem gereken ya da asla fark edemeyeceğim taraflarımı, üzerinde bir dakika bile düşünmeden biliyor olmanı, mesela yerde ölü sincap gördüğümde verdiğim tepkinin hangi korkumdan beslendiğini, neden dirseği deri yamalı hırkamı en çok sevdiğimi, (…) bilmeni istiyorum. Bilseydin olacak olandan ötürü değil, sadece, öylece yani, sonuçsuz istiyorum.  

[PHOTO]
Permalink 6 notes
[VIDEO]
[Flash 10 is required to watch video]

Pictogram men, they also have feelings…

Permalink 3 notes
[PHOTO]
My first completed Blender work.

My first completed Blender work.